<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>KARA KUTU</title>
	<atom:link href="http://karakutu.turkceblog.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://karakutu.turkceblog.com</link>
	<description>mekselina mirza</description>
	<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 17:59:38 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>İslam Hakkında Herşey</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/islam-hakkinda-hersey.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/islam-hakkinda-hersey.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 16:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Download Bölümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/islam-hakkinda-hersey.html</guid>
		<description><![CDATA[Dinimiz İslam
Bu e-kitapta İslam Dini'ne ait bütün aradıklarınızı bulacaksınız.
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dinimizislam.com/sitedownload/default.asp"><span id="more-43"></span>Dinimiz İslam</a><br />
Bu e-kitapta İslam Dini'ne ait bütün aradıklarınızı bulacaksınız.<br />
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/islam-hakkinda-hersey.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eserlerimiz</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/eserlerimiz.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/eserlerimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 15:09:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Download Bölümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/eserlerimiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Sonsuzluğa Çağrı 2:
İlk cildinimizin devamı niteliğinde olan bu eser de;
Dünyanın geçiciliğinden,
Kulluk görevlerimizden,
Ölüm ve Ötesinden,
Tevhid,özgürlük,hak ve adaletten,
Tv ve zararlarından...bahsetmeye çalıştık.
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...
mekselina mirza(Mağara Arkadaşları Grubu)
Sonsuzluğa Çağrı 1
Bu kitap,Tevhide,hakikate,Yüceler Yücesine,Cennete,imana,
dostluğa,has kulluğa,birliğe,yıkılmamaya bir çağrı,
Cehennem ve Allah'ın gazabı için bir uyarıdır..
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...
mekselina.....
Peygamber Efendimiz(sav)'in Örnek Ahlakı
MEHMET PAKSU Hocamızdan Efendimiz (sav)
Onu (as) anlayabilirsek,yaşamımızda çok şey değişecek...
Onu(as)rehber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=7078"><span id="more-42"></span>Sonsuzluğa Çağrı 2:</a></p>
<p>İlk cildinimizin devamı niteliğinde olan bu eser de;<br />
Dünyanın geçiciliğinden,<br />
Kulluk görevlerimizden,<br />
Ölüm ve Ötesinden,<br />
Tevhid,özgürlük,hak ve adaletten,<br />
Tv ve zararlarından...bahsetmeye çalıştık.<br />
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...<br />
mekselina mirza(Mağara Arkadaşları Grubu)</p>
<p><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=6925">Sonsuzluğa Çağrı 1</a></p>
<p>Bu kitap,Tevhide,hakikate,Yüceler Yücesine,Cennete,imana,<br />
dostluğa,has kulluğa,birliğe,yıkılmamaya bir çağrı,<br />
Cehennem ve Allah'ın gazabı için bir uyarıdır..<br />
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...<br />
mekselina.....</p>
<p><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=6599">Peygamber Efendimiz(sav)'in Örnek Ahlakı</a></p>
<p>MEHMET PAKSU Hocamızdan Efendimiz (sav)<br />
Onu (as) anlayabilirsek,yaşamımızda çok şey değişecek...<br />
Onu(as)rehber edinirsek yolumuzdaki bir çok engel kendiliğinden ortadan kalkacak...<br />
Hedefimize giden yolda koskaca sandığımız dünyanın bizlere yollarını açtığını göreceğiz...<br />
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...<br />
MEKSELİNA MİRZA</p>
<p><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=6540">Ölüm ve Ötesi</a></p>
<p>Bu eserde;<br />
Hayatın en Büyük Gerçeği<br />
İnsanın Acizliği,Dünyanın Geçiciliği<br />
Asıl Diyar,<br />
Mahşer,<br />
Arşın Gölgesindekiler<br />
Cennet ve Cehennem...<br />
adlı konular mevcuttur.<br />
İstifade etmeniz ve ettirmeniz dileğiyle...</p>
<p><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/singlefile.php?download=riyazu-salihin-ogretisi&amp;lid=6406">Riyasü's Salihin Öğretisi</a></p>
<p>Bu e-kitapta RİYAZÜ-S SALİHİN adlı eserden alıntı yapılarak 500'ün üzerinde hadis açıklaması ile birlikte istifadenize sunulmuştur.<br />
Hayırlara Vesile olması dileğiyle...<br />
Mekselina Mirza...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/download-bolumu/eserlerimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet ve diğer yayın vasıtaları</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/neler-dediler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/neler-dediler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 18:53:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Neler Dediler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html</guid>
		<description><![CDATA[
Sual: Temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Gözleri kamaştıran her türlü fen vasıtası yapıyorlar. Biz de Hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşanlar var. Dinimizin ilme verdiği önem ile internet ve diğer yayın vasıtaları hakkında açıklama yapar mısınız?
CEVAP
(İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır) sözü kuru bir iftiradan başka bir şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span id="more-41"></span></strong></p>
<p><strong>Sual: </strong>Temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Gözleri kamaştıran her türlü fen vasıtası yapıyorlar. Biz de Hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşanlar var. Dinimizin ilme verdiği önem ile internet ve diğer yayın vasıtaları hakkında açıklama yapar mısınız?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>(İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır) sözü kuru bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü İslamiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Peygamber efendimiz, <strong>(İlim Çin’de de olsa talep edin! Öğrenin!)</strong> buyuruyor. Çin, eskiden olduğu gibi yine müslüman değildir. Çin’den alınacak ilim, elbet fen ilmidir. Her türlü teknolojidir. Bazı din simsarcıları da batıdan geldi diye fen vasıtalarına zararlı diyor. Böyle söylemek, böyle düşünmek çok yanlıştır. <strong>(Fen ve sanat müminin yitik malıdır. Nerede bulursa alsın!) </strong>hadis-i şerifine uymamız gerekir.<br />
<strong><br />
İnternet ve faydaları<br />
</strong>Dünyadaki en büyük bilgi deposu 20 milyon bilgisayarın birleşmesinden meydana gelen 250 milyon kullanıcılı internet bilgisayar ağıdır. İnternetle ilgili bir gencin verdiği bilgiler şöyledir:</p>
<p>Günümüzde internet temelde şu 5 farklı hizmeti sunmaktadır: <strong>Web</strong>, <strong>e-mail</strong>, <strong>chat</strong>,<strong> news</strong>,<strong> ftp</strong>.<strong><br />
Web</strong>, şahısların veya şirketlerin düşüncelerini açıkladıkları, reklamlarını yaptıkları sayfaların oluşturduğu ortamın adıdır. Ticari kuruluşlar, web sayfaları üzerinden ürünlerini online olarak satabilmekte, kullanıcılar, borsa, döviz kurları gibi değişen bilgileri anında takip edebilmekte, her türlü habere, akademik, siyasi, coğrafi bilgiye ulaşılabilmektedir. Kütüphanelere, müzelere bağlanmak, hatta evde üniversite dersleri alarak mezun olmak, seyahat için bilet almak, rezervasyon yaptırmak, aynı zamanda çeşitli eğlence faaliyetlerine de web üzerinden ulaşmak mümkündür. Her türlü yazılı, sesli, görüntülü metne web üzerinde rastlayabiliriz.</p>
<p>Çocukların zihinsel gelişimleri için faydalı bir çok eğlenceler var. İnternette iş ya da eş aranabiliyor. Birçok çöp çatan siteleri var. Gazetelerde zaman zaman haberler çıkıyor: İnternette tanıştılar evlendiler diye.</p>
<p>Dünyanın bir ucundan, mesela Amerika'dan kitap sipariş edip kısa zamanda almak mümkündür.<br />
<strong>E-mail</strong> hizmeti, ışık hızıyla dünyayı dolaşan elektronik mektuplardır.<br />
<strong><br />
Chat</strong> sayesinde de klasik telefon haberleşmesi sanal dünyaya taşınmakta, her kültürden insan, demokratik bir platformda bir araya gelip, yazılı, sesli hatta görüntülü olarak sohbet edebilmektedir.<br />
<strong><br />
News</strong> denilen haber gruplarına üye olarak ilgi alanları ne olursa olsun ortak merakları olan insanlar bir araya gelebilmekte ve fikir alış-verişinde bulunabilmektedir.<br />
<strong><br />
Ftp</strong> ise internet üzerinden bilgisayar dosyalarının transferine imkan sağlamaktır. Bu yönleriyle internet, sınırları kaldırarak dünyanın her tarafındaki insanlara ticari ve kültürel alanda birçok işbirliği sağlamaktadır.<br />
<strong><br />
</strong>Artık vakit kaybetmeden <strong>online </strong>eğitime gidilmeli, zaman ve mekan gibi problemleri ortadan kaldıran, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamanın en kolay yollarından biri olan internetten azami şekilde faydalanmaya çalışmalıdır. Her aile çocuklarını yarının şartlarına göre yetiştirmelidir. Herkesin evinde bir bilgisayar bulunmalıdır.</p>
<p>İnternetin şu andaki kontrolsüz yapısı, onu kötü niyetlerle kullanmak isteyenlere de fırsat tanımaktadır. Dünyanın her yerinde kutsal sayılan aile, namus, ahlak, insan hakları gibi kavramlara yönelik saldırılar, internet kullanıcılarını tehdit etmektedir. Çeşitli kuruluşlar bir araya gelip bu tür zararları engellemek için projeler üretmektedir. Bunun yanı sıra, devletler de kendi rejimlerine yönelik saldırıları ve terörist fikirleri engellemek istemektedirler.<br />
<strong><br />
İnternete müptela olmak<br />
</strong>Yukarıda internetin bazı faydalarını anlattık. Gerçekten de internetten herkes faydalanmalıdır. Çocuklarımızı yarının şartlarına göre yetiştirmeliyiz. İnternetin bu muazzam faydaları yanında, bazı zararları da var. Adamın biri kalkıyor, İslam sitesi diye bir site kuruyor. Orada, kendi düşüncelerini İslamiyetmiş gibi anlatıyor. Ne kadar büyük zarar. İsteyen her sapık bir site kurabilir. İntihar metodlarını ve bomba yapımını anlatan siteler var. Devlet büyüklerini kötüleyen siteler var. Satanist siteleri var. Porno siteler var. Çeşitli sapık siteler var. Var da var. Bir de internete bağımlılık kazanmak da sıkıntılar doğuruyor. Birçok tanıdığımız var. Evlerine geç gittiklerinden veya hiç gidemediklerinden dolayı yuvaları yıkılmaya yüz tutmuştur. Milliyet Gazetesinden sayın <strong>Meral Tamer</strong> hanım bir yazı yazmış. Yerimiz dar olduğu için yazısının özetini veriyoruz:</p>
<p>(Kızım İnternet'in başında sabahlamaya ilk başladığında çok tedirgin olmuştum. Telefon faturalarımız da hatırı sayılır ölçüde kabardı. İnternet kızıma yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Önce sıradan sitelerde "chat" yaptı. Sonraları belli bir düzeyi olan siteler buldu. O sitelerde karşılaştıklarından bazılarıyla yüz yüze tanışıp arkadaşlıklar kurdu. Bu arada dünyanın dört bir yanından değişik uluslardan gençlerle "chat" yaparak İngilizcecini geliştirdi. Bir okurumuzdan gelen mektubu okuduğumda ne yapacağımı bilemedim. Bir yandan kızımın İnternet'le ilk tanıştığı günlerdeki tedirginliğimi anımsadım. Yer yer kendisine hak verdim. Diğer yandan "zaaf"a dönüşen her tür tutkunun benzeri sonuçları olabileceğini düşündüm. Okurumuz anne diyor ki:</p>
<p>"Her şey eşimin işyerinden eve getirdiği bilgisayarla başladı. Nereden bilebilirdik ki eve giren bu aletin, medeniyetin tek dişi kalmış bir canavarına dönüşebileceğini. Ve bu canavarın bir aileyi maddi manevi çökertebileceğini. Oğlumuz internetin faydalarını anlattığında her şey kulağa hoş geliyordu, tâ ki internetin tutsağı haline gelene kadar! Bilgisayara bir kumar tutkusuyla bağlandı. Telefonumuz haziran ayında gelen yüklü telefon faturaları ve kendi imkanlarımızla ödenmesi mümkün olmayan borçlar nedeniyle kesildi. Bu arada bilgisayar bozuldu. Eğer tamir ettirmezsek oğlumuz kumar alışkanlığından kurtulur diye düşünüp çok sevinmiştik, ama boşuna sevinmişiz. İnternet kafeler sabaha kadar açıkmış. Oralara dadandığı ilk gün eve geç geldi. Gece 2'de merak içinde polisi aradık. Polisin "Kaza v.s. yok, biraz daha bekleyin" demesi bizi rahatlatmadı. Nerede olduğunu ancak gecenin geç vakti eve geldiğinde öğrenebildik. İnternetin başına oturduğunda zaman mefhumunu unutuyor, paralar da suyunu çekiyor. Kumara nasıl para dayanmıyorsa bilgisayara da para dayanmıyor. Biz çok üstüne gitmedik, ama oğlumuz sarhoş [morfinman] gibiydi, ikazımızdan etkilenmiyordu. Sonunda iflas ettik. Borçlarımızı ödeyebilmek için evimizi satılığa çıkardık, fakat kriz nedeniyle satamadık. Bu İnternet canavarının verdiği zararlar, yararlarını çoktan aştı. Bu olaydan sonra oğlumun okul hayatı söndü. İş hayatı da yok. Gençlik en güzel çağını bu aletin başında geçiriyor. Bu canavardan kurtulmak için kurum ve kuruluşlar neler yapabilir? Bu gidişi durduracak etkili bir merci yok mu? Benim oğlum bu örneklerden sadece biri."</p>
<p>İşin maddi boyutunu sorduk: Haziran-Temmuz ayı telefon faturası faizleriyle birlikte 100 milyon liranın üzerinde. Faizleriyle diyoruz, çünkü fatura ödemelerini oğulları yapıyormuş, ancak internete merak sardıktan sonra ailesinin bankaya yatırsın diye verdiği paraları da internet kafelerde harcamış. Kredi kartlarından çektiği para 500 milyon lirayı buluyor. Babasının arkadaşlarından aldıklarıyla toplam borç 1 milyarı aşıyor. Bu arada emekli baba, ikramiyesiyle oğluna bir muhasebe bürosu açmış. Ancak oğul internetten zaman bulup da ilgilenememiş.)<br />
<strong><br />
İnternetin bazı zararları<br />
</strong>İnternet de, bıçak gibidir, faydalı işlerde kullandığı sürece kıymetlidir. Web’de internetin büyük yararları inkâr edilemez. İş yerime gitmeden de evdeki bilgisayarımla, birçok kütüphaneye erişme imkanı buluyorum. Birçok gazete ve dergileri okuma imkanı vardır. Hazırladığımız yazıları Gazeteye gönderme imkanı vardır. Okuyucularımızdan gelen birçok suali, <strong>e-mail</strong> ile en kısa zamanda cevaplandırma imkanını buluyoruz. Daha sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Her nimetin bir külfeti olduğu gibi, yerinde kullanılmadığı zaman birçok zararları da vardır. Genç bir okuyucum diyor ki:<br />
(İnternet de günümüzde süratle yayılmaktadır. İnternet uçsuz bucaksız olduğu kadar da denetimsiz veya denetimi çok azdır. Çeşitli TV kanallarındaki uygunsuz filmler, az da olsa sansüre uğruyor veya gece yarısından sonra yayınlanıyor. Ama internet öyle değil, her türlü kepazelik her an herkese açık. İnternetteki müstehcen sitelerin bazılarında (18 yaşından küçüklere sakıncalıdır) yazıyor.</p>
<p>Müstehcenliğin, 18 yaşından büyüklere zararı olmayacağını vurgulamaya çalışıyor. Evinde kendisini gözetleyen, engelleyen olmadığı müddetçe, kaç yaşında olursa olsun herkes, bu siteleri kolayca bulabilir. İzlemeye devam ederse, ahlakının erozyona uğramaması imkansızdır. Evinde internette gezemeyenler, <strong>internet cafe</strong> denilen yerlerde gizli veya açık bu uygunsuz sitelere ulaşabiliyorlar. Hatta internet kafelerden bazıları, ilgi çekmek için akşamları bilgisayara porno film koymaktan çekinmiyorlar.</p>
<p>Oğlunuzun veya kızınızın bilgisayarda sadece oyun oynadığını ve ders yaptığını sanmayınız. Müstehcen sitelere giriyor veya karşı cinslerle chat yapıyordur. Bütün haramlar nefsin hoşuna gider. Zamanla morfinman gibi internete bağımlılık kazanır. Artık kurtulması güçleşir. Bir kimsenin elinde etli kemik varsa, bunun kokusunu alan köpek kemiği yalamak için fırsat kollar. Nefs de köpek gibidir. Çocukların internetteki girdiği siteler mutlaka kontrol edilmelidir. Çocuğun yalnızken internete girmesine izin verilmemelidir. İnternete bağlanmak için gereken şifreyi çocuk bilmezse internete bağlanamaz.</p>
<p>Bir de internetin <strong>Chat</strong> (çet) denilen programı vardır. <strong>Chat</strong> sohbet manasına geliyor. Chat yapmak, porno bir siteye girmekten daha zararlıdır. Chat insanı yavaş yavaş zehirler. Chat işinde, tanınmıyorum gerekçesiyle, en ağza alınmayacak sözleri, yaptıkları utanç verici ahlaksızlıkları hiç çekinmeden anlatabiliyorlar. Chat işini randevu yerine çevirmek işten bile değil. Normalde karşı cinsle konuşmaktan utanan gençler, chat’in kolaylığı yüzünden bu duygularını tatmin etmek için hiç çekinmeden, utanmadan karşı cinsle her şeyi konuşabiliyorlar. İlk önceleri chat’te isimlerini açıklamayıp lakap kullanmaları veya erkekse kız, kız ise erkek ismi kullanıp kimliklerini saklamaları gençlere müthiş bir cesaret veriyor. Genç kız, nasıl olsa beni tanımıyorlar diyerek, erkeklerle her türlü müstehcen konulara giriyor. Zamanla onlarla samimi olunca, kimliklerini açıklamaktan da çekinmiyor. Resim istiyor, kendi resmini gönderiyor. Ondan sonra da olanlar oluyor, yosma olup çıkıyor.</p>
<p>Bilgisayarı olan çocuk kontrol altında tutulmalıdır. İnternette gezerken o istemese bile porno site reklamlarıyla karşılaşabilir. Gençler, satanistlerle internet yolu ile tanışıyorlar. Birçok sapıklığı internet vasıtası ile öğreniyorlar. Ana babalar ve devlet bu işe vakit geçmeden el atmalıdır.)</p>
<p>Genç okuyucumun yazısı gerçekten ilgi çekicidir. Gerekli tedbiri almakta gecikmemelidir.<br />
Web'de internetin zararları ABD gündemini de girmiştir. Bazı şikayetler ve gençleri korumaya yönelik talepler sonuç vermeye başlamıştır. İnternet sektöründeki şirketler Web'de zararlı yayınları engellemek üzere ortak bir karar almışlar. İnternet üzerindeki pornografi, ırkçılık ve şiddet içeren Web sitelerinden nasıl koruyabilecekleri konusunda bir site kurdular. GetNetWise adlı bu site internette gençlerin pornografi ve diğer uygunsuzluklardan korunmak için neler yapılabileceği hakkında bilgi veriyor. Gençlerin, çocukların internetten güvenli, eğitici ve eğlendirici bir şekilde yararlanmalarına yardımcı olmaya çalışıyor.</p>
<p>America Online, Microsoft gibi firmaların ana sponsorluğunda yürütülen GetNetWise Internet sektörünün pek çok firma tarafından da destekleniyor. Disney Online, Yahoo!, IBM, Net Nanny gibi kuruluşlar GetNetWise'a destek veriyorlar. Bu kadarı bile ümit vericidir. Her aile çoluk çocuğuna dikkat etmeli, bu büyük zarardan korumaya çalışmalıdır.<br />
<strong><br />
Televizyonun önemi</strong><br />
Bazı fanatikler, televizyon ve radyo batıdan geldi diye TV seyretmenin radyo dinlemenin ve diğer fenni buluşların günah olduğunu söylüyorlar. Halbuki Batıdan geldiği için televizyona ve radyoya zararlı demek doğru olmaz. Bugün tıpta, sanayide ve diğer alanlarda kullandığımız makinelerin çoğu Avrupa’dan gelmiştir. Hadis-i şerifle de bildirildiğine göre, dinimizde fen, müminin kaybedilmiş malıdır, nerede bulursa alması gerekir. Televizyon çok iyi bir haber ve eğitim vasıtasıdır.</p>
<p>Televizyon, bir bıçak gibidir, iyi bir silahtır. Bıçakla faydalı çok işler yapılır. Bu faydalı alet, düşmanın eline geçerse, gözümüzü oyar, gırtlağımızı kesebilir. Düşman, bıçağı, böyle kötü bir işte kullandığı için "Bıçak kötü alettir" denemez. Bıçağı kötü işte kullanan kimse kötülenir. Modern silahların müdafaada büyük rolü olur. Bu silahlar anarşistlerin veya başka düşmanların eline geçerse, çeşitli katliamlara girişebilirler. İşte televizyonlar da böyledir. İyi kimselerin elinde bulunursa, insanlığa büyük hizmetleri olur. Kötülerin elinde olursa insanlığa büyük zararları olur.</p>
<p>Gösterilen filmin, bir sahnesinde, din ile alay eden bir şey olsa, bunu seyreden müslüman da buna gülse, o müslümanın imanı gider. Ayrıca dine aykırı hususlar, müstehcenlik, iyi bir şey gibi gösterilmeye devam edilirse, ister istemez seyircilerin beyni menfi yönde yıkanır. Bu bakımdan güzel yayın yapan televizyonlar varsa, onları seyretmelidir.<br />
<strong><br />
Radyo, kitap, gazete, dergi<br />
</strong>Radyo da böyledir. Radyo da TV gibi neşir vasıtasıdır. Kitap, gazete, dergi gibidir. Bunlar, tabanca gibi, birer alettir. Tabancayı, suçsuz bir kimseye karşı kullanmak günahtır. Savaşta düşmanlara karşı kullanmak ise, çok sevaptır.</p>
<p>Bunun gibi, gazete, radyo ve TV, iyi insanlar tarafından hazırlanır, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri bildirir, İslamiyet’in faydalarını, ahlak, ticaret, sanat, fabrikaların çalışması, tarih olayları, askerlik gibi din ve dünya bilgileri verirse, böyle radyoyu dinlemek, böyle TV'leri seyretmek, mubah olur, iyi olur.<br />
<strong><br />
İlme hizmet için<br />
</strong>Kibir çok kötü ise de, savaşta düşmana karşı kibretmek sevaptır. Dine, yani ilmin her çeşidine hizmet için, dinin izin verdiği her imkandan faydalanmak gerekir.</p>
<p>Şimdi internet ile Avrupa, Amerika ve diğer kıtalardan, mesajlar geliyor. Çeşitli sualler soruyorlar. Anında cevaplandırma imkanı buluyoruz. Gerçekten büyük hizmetlere vesile oluyor. Yabancılardan, Hıristiyanlardan da, e-mail [elektronik posta] gelmektedir.</p>
<p>Görmeyen vatandaşların, radyo ve TV'deki din bilgilerinden, duymayan vatandaşların da, gazetelerden istifade etmeleri çok normal değil midir?</p>
<p>Herkes kitaptan anladığına göre hareket etse, değişik görüşler meydana çıkar. Zaten piyasada dini bilgiler hakkında farklı görüşlerin bulunması, buradan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Herkes kendi anlayışını esas kabul etmektedir. Halbuki 14 asırdan beri gelen İslam âlimlerinin bildirdiklerine uyulsa farklı görüş meydana çıkmaz.</p>
<p>Dine hizmet için, teknik imkanlardan, her çeşit modern vasıtadan faydalanmak şarttır. Cihada hazırlanmayıp, yeni vasıtaları kullanmadan yapılan duaları Allahü teâlâ kabul etmez. Duanın kabul olması için, önce sebeplerine yapışmak gerekir. Düşman atom bombası kullanırken, tüfekle karşı koymak akıl kârı değildir.</p>
<p>Düşman, her çeşit vasıta ile dini yıkmaya çalışırken, dine hizmet için gazete, radyo ve tv'yi kullandırmamak, internetten istifade ettirmemek düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.</p>
<p>TV ve video iyi bir eğitim vasıtasıdır demiştik. Mesela namazın nasıl kılınacağını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi değil, benzeridir.<br />
<strong><br />
İnternet ile hizmetinizdeyiz<br />
</strong>Peygamber efendimiz, <strong>(İlim, Çin’de de olsa alınız)</strong> buyurdu. Yani ilim, dünyanın en uzak yerinde olsa, hatta kâfirlerde bulunsa da, gidip almak gerektiğini bildirdi. Dinimizi yaymak, dinimizin güzel ahlakını herkese tanıtmak için gerekli vasıtaları, en uzak yerde bile olsa arayıp, bulup öğrenmek, yapmak, insanlığın hizmetine sunmak, namazdan sonra, en birinci vazifedir.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde, bütün insanları, sonsuz saadete kavuşturmak için, her müslümanın gücü yettiği kadar durmadan çalışması, günün şartlarına uygun en mükemmel vasıtaları yapması emrediliyor. <strong>(Enfal 60)<br />
</strong><br />
İnsanlara huzur veren dinimizi tanıtabilmek için, müslümanların mevcut teknik vasıtaların hepsini yapmaları ve kullanmaları şarttır. Bunu yapmayan müslüman dinini, milletini koruyamaz ve büyük günaha girer. Bu günahın vebali ağırdır. Hatta, bir İslam şehrinde, fennin yeni bulduğu bir alet, bir vasıta yapılmayıp, bu yüzden bir müslüman zarar görürse, o şehrin idarecileri, âmirleri mesuliyet altında kalır.</p>
<p>Zamanımızda her türlü yayın ve propaganda yolu ile herkes bir şeyler yapma gayretindedir. Kitap, dergi, gazete, TV, radyo ve filmler ile herkes belli bir gaye için yoğun bir propaganda yapmaktadır. Doğru ile yanlış, hak ile bâtıl karışmış haldedir. Gün geçtikçe de yanlışların içinden doğruları ayırabilmek zorlaşmaktadır. Eğer, nakil esas alınarak İslamiyet’in üstünlüğü, faydaları müslümanlara anlatılıp bütün dünyaya yayılırsa, hak ile bâtıl birbirinden ayrılmış olur.<br />
<strong><br />
Doğruyu ayırma<br />
</strong>Doğru ile yanlış, her gün birbiri ile mücadele etmektedir. Tabii ki, doğruyu, insanlar için faydalı olanı yayma gayreti içinde olanlar, dünyada ve ahirette bunun karşılığını bulacaklardır. Yanlış üzerinde ısrar edenler de, dünyada sıkıntı içinde bir ömür sürecekleri gibi, ahirette de sonsuz azaba düçâr kalacaklardır.</p>
<p>İnsanlık için faydalı çalışmalara destek olanlar, elinden geldiği kadar yardım edenler, dinimizde en büyük sevap olan emri maruf ve nehyi münker [İyiliği emretme, kötülüğü nehyetme] sevabına kavuşurlar. İslam ahlakının yayılmasına mani olan; milletleri sömürerek, bütün gelirlerini kendi zevk ve eğlenceleri için, insanları köle yapmak için kullanan kimselerin elinden, masum insanları kurtarmak ve saadete kavuşmalarına vasıta olmak akl-ı selim sahibi her insanın vazifesidir.</p>
<p>Zamanımızın kültür savaşında, önemli bir yeri olan İnternet bütün dünyaya hızla yayılmakta, her inançtaki insanlar, düşüncelerini bu vasıta ile de yaymaya çalışmaktadır. İşte bu maksatla biz de, dinimizin güzel ahlakını bütün dünyaya yaymak, doğruyu, faydalıyı bulmada insanlara yardımcı olmak için İnternete geçmiş bulunuyoruz. Maksadımız insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarıdır.</p>
<p>İslam’ın güzel ahlakı ile ahlaklanan kimseden, kimseye zarar gelmez. O, herkesin iyiliğine, yardımına koşar. Vatanına, milletine zarar vermez. Vatanını, milletini sever. Peygamber efendimiz, müslümanı şöyle tarif etmiştir:<br />
<strong>(Müslüman, elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği kimsedir.)</strong> [Müslim]<br />
<strong><br />
1-</strong> <a href="http://www.dinimizislam.com/">www.dinimizislam.com</a> adresine girdiğiniz zaman, merak edip öğrenmek istediğiniz her bilgiye, konu başlığını tıklatmak suretiyle ulaşabileceksiniz. Burada en emin, en doğru, en doyurucu bilgiyi bulabileceksiniz. İstifadenize sunulan bilgiler, konularında uzman bir kurul tarafından hazırlanmaktadır.<br />
<strong><br />
2-</strong> Bu bilgilerin dışında özel olarak sorup öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz her türlü dini meselenizi çözmek için de adresimize e-mail göndermeniz kâfidir. En güvenilir kaynaklardan alınacak sağlam bilgi en kısa zamanda adresinize ulaştırılır.<br />
<strong><br />
3-</strong> Yine www.hakikatkitabevi.com adresine girdiğiniz zaman, Türkçe ve birçok yabancı dillerde, binlerce kaynaktan derlenen hazine değerinde kitaplarla karşılaşacaksınız. Öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz her türlü dini konuyu en geniş şekilde burada bulabileceksiniz. Burada istediğiniz konuyu arama imkanına da sahip olacaksınız.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Bu zamanda İslam’a hizmet nasıl olur? Müslüman olarak ne yapmamız gerekir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymak için, keramet sahibi olmak, âlim olmak şart değildir. Her müslümanın bunu yapmak için uğraşması gerekir. Fırsatı kaçırmamalıdır. Kıyamette her müslümana bunu soracaklar, "İslam’a niçin hizmet etmedin?" diyeceklerdir. Dine hizmet için uğraşmayanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmeyenlere, çok azap yapılacaktır. Özür, bahane kabul edilmeyecektir.</p>
<p>Peygamberler, insanların en üstünleri, en kıymetlileri iken, hiç rahat oturmadı. Allahü teâlânın dinini, seadet-i ebediyye yolunu yaymak için, gece gündüz uğraştılar. Mucize isteyenlere de, <strong>(Mucizeyi Allahü teâlâ yaratır. Benim vazifem, Allahü teâlânın dinini bildirmektir) </strong>buyurdular. Bu yolda çalışırlarken, Allahü teâlâ da bunlara yardım eder, mucize yaratırdı.</p>
<p>Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymamız ve kâfirlerin, düşmanların, müslümanlara iftira ve eziyet edenlerin, kötü, yalancı olduklarını, gençlere, dostlara bildirmemiz gerekir. Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile çalışmayanlar, azaptan kurtulamayacaklardır. Bu yolda çalışırken, sıkıntı çekmeyi büyük saadet, büyük kazanç bilmelidir.</p>
<p>Peygamberler, Allahü teâlânın emirlerini bildirirken, cahillerin, soysuzların hücumlarına uğrardı. Çok sıkıntı çekerlerdi. O büyüklerin en üstünü, seçilmişi, Allahü teâlânın habibi olan Muhammed aleyhisselam, <strong>(Benim çektiğim eziyet gibi, hiçbir Peygamber eziyet görmedi)</strong> buyurdu. <strong>[C.1 m.193]<br />
</strong><br />
Her müslümanın, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmesi ve sözü geçenlere öğretmesi gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bildiren kitapları ve gazeteleri bulup almalı, bunları gençlere, tanıdıklara göndermeli, okumaları için çalışmalıdır! İnsanlara, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek, kıymetli bir hizmettir. Ancak cenab-ı Hakkın sevdikleri bu hizmet ile şereflenir.</p>
<p><strong>Vasıtalardan istifade etmek<br />
Sual:</strong> Bir yazar, (dini suallere cevap vermek, vaaz ve nasihatte bulunmak, camide yapılır veya kitaba yazılır. Gazete sütunları, radyo ve tv, dini anlatmanın yeri değildir) diyor. Kitap okumayan, camiye gitmeyen insanlara gazete ile, radyo ve tv ile hitap etmenin dini mahzuru olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hiç mahzuru olmaz. Aksine çok iyi olur.<br />
(Din bilgisi yalnız kitaptan öğrenilir) demek yanlıştır. Din bilgisi bir üstaddan, hocadan öğrenilir. Biz de, okuduğumuz bir kitaptaki bilgileri, acaba doğru anladık mı diye, bir bilene soruyoruz. Herkes kitaptan anladığına göre hareket etse, değişik görüşler meydana çıkar. Zaten piyasada dini bilgiler hakkında farklı görüşlerin bulunması, buradan kaynaklanmaktadır. Herkes kendi anlayışını esas kabul etmektedir. Halbuki 14 asırdan beri gelen İslam âlimlerinin bildirdiklerine uyulsa farklı görüş meydana çıkmaz.</p>
<p>Yazarın sözü, (Tarla sabanla sürülür, traktörün yeri tarla değildir) demeye benzer. Dine hizmet için, teknik imkanlardan, her çeşit modern vasıtadan faydalanmak şarttır. Düşman, her çeşit vasıta ile dini yıkmaya çalışırken, gazete, radyo ve tv'yi kullandırmamak, internetten istifade ettirmemek düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.Kaynak: http://www.dinimizislam.com/print.asp?Aid=511 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/neler-dediler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon Kültürü ve Toplum</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/televizyon-kulturu-ve-toplum.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/televizyon-kulturu-ve-toplum.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 18:53:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon Kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu-ve-toplum.html</guid>
		<description><![CDATA[Asrımızda teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, kitle iletişim araçlarının, ferdî ve sosyal hayatımızdaki yeri ve önemi artmıştır. Bu durum, gelişmiş ülkelerin ve birtakım güçlerin, kitle iletişim araçlarını ele geçirme isteğini kamçılamıştır. Çünkü kitle iletişim araçları, bir yandan geleneksel kültürlerde değişikliklere sebep olurken, bir yandan da hâkim güçlerin ürettiği medya kültürünün, egemen bir kültür haline gelmesinde önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-40"></span>Asrımızda teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, kitle iletişim araçlarının, ferdî ve sosyal hayatımızdaki yeri ve önemi artmıştır. Bu durum, gelişmiş ülkelerin ve birtakım güçlerin, kitle iletişim araçlarını ele geçirme isteğini kamçılamıştır. Çünkü kitle iletişim araçları, bir yandan geleneksel kültürlerde değişikliklere sebep olurken, bir yandan da hâkim güçlerin ürettiği medya kültürünün, egemen bir kültür haline gelmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu yeni kültürün adı, popüler kültürdür. Kitle iletişim araçlarının hızla gelişmesi sayesinde, her yerde ve herkes için hazır olan bu kültür, sınır tanımayan kargo kültürüne veya hâkim bir dünya kültürüne (global kültüre) dönüşmektedir.</p>
<p>Yüzlerce kanalın yirmi dört saat yayım yapabildiği, her türlü bilgi ve yayımın kaydedilerek internet ortamında bütün dünyaya ulaştırılabildiği iletişim ağı içerisinde, en önemli medyatik güç, kuşkusuz televizyondur. Bu bakımdan televizyon aracılığı ile yayılan kültür, popüler kültürün en yaygın türüdür. Televizyon sadece teknolojik bir araç değil, toplumu değiştirme sürecinde yaygın olarak kullanılması sebebiyle, diğer iletişim araçlarından daha tesirli bir vasıtadır. Televizyon, sosyal kimliğin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Bugün her yaştan insanın kültür alışverişinde en çok kullandığı araç olan televizyon, kültür sömürgecilerinin de vazgeçemedikleri bir vasıta haline gelmiştir. Bugün televizyon aracılığı ile yayılan popüler kültür, bir yandan geleneksel kültürü unuttururken, diğer yandan dünyayı kültürsüzleştirme görevi yapıyor. Sanayileşmiş toplumların ürettiği kültürü, evrensellik adına güncelleştirerek, kültürel yapısı zayıf toplumların kültürü haline getiriyor. Oysa, "Kültür, bir toplumun dil, terbiye, âdet ve sanat gibi değerlerinden doğmuş, sonra da işlene işlene o toplumun hayat tarzı haline gelmiş, hemen her parçası çok ehemmiyetli bir kısım esaslardır. Bu esasları görmezlikten gelmek körlük; toplumu onlardan uzaklaştırmaya kalkışmak ise, onu yolsuz, yöntemsiz hale getirerek, şaşkına çevirmek demektir."1</p>
<p>Televizyon yayınlarıyla ilgili önemli bir nokta da, bunların toplumda belli fikirleri "yaygın görüş" hâline getirmesidir. Televizyonlar, bazı fikirlerin toplum tarafından kabulünü sağlamakta, belli konularda aynı şekilde düşünenlerin sayısını yükseltmektedir. Yapılan bir araştırma Türkiye'de "yaygın görüşün" oluşmasında televizyonun % 50 nispetinde rol oynadığını ortaya koymaktadır. Diğer bir husus ise, bizzat bazı televizyon kanallarının yaydığı bazı görüşlerin toplumda benimsendiği gerçeğidir.</p>
<p>Popüler kültür, hiç şüphesiz hızlı yayılmasını teknolojiye borçludur. Teknoloji ile popüler kültür arasındaki münasebet, popüler kültürün bir bakıma "meta kültür" olduğunu ortaya koyar. Bu, alınıp satılabilen, maddî boyuta sahip bir "kitle kültürü"dür. Ayrıca kitle iletişimindeki ticarî zorunluluk, ikili bir şekilde kendini gösterir: Ürünler ve hizmetler reklâm yoluyla tüketiciye "satılırken", kitle iletişim araçları da, reklâmcılara ve firmalara satılan izleyici toplulukları meydana getirmektedir. Bu sebeple, izlenme oranını artırma ve reklâm pastasından daha fazla pay alma uğruna, en ciddi haber programları magazine kurban edilmekte, fert ve toplumu doğrudan ilgilendiren konular, ikinci plâna atılmakta, belgesellere yer verilmemektedir. Reyting, sansasyona müsait olmayan ciddi ilim, kültür ve sanat konularına televizyonun kapılarını kapatırken, seyirciyi değer tanımazlığa ve kontrolsüz tüketime yönlendirmektedir.</p>
<p>Neil Postman: "Bir teknolojinin kendine göre bir içtimaî değişim programıyla donanmış olduğunu fark etmemek, teknolojinin tarafsız olduğunu iddia etmek, teknolojinin daima kültürün dostu olduğunu sanmak gerçekten düpedüz saflık olur." der. Nitekim, modern dünyanın iletişim ideolojileri -onu doğrular şekilde- birinin bittiği yerde yeni bir teknolojiyi hızla devreye koyuyor, iletişim tokadı, insanlığın doğusunu batıya çeviriyor, kuzeyini güneye... İnsan popüler kültürün oyuncağı oldukça, yönünü bulmaya yardımcı olabilecek şifreleri de bulamıyor. Televizyonlarda; gelir düzeyi ne olursa olsun, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, insanlar, sıradan birisinin gündelik hayattan edindiği birikimle meselelerini kolaylıkla cevaplayabileceği yarışma ve kültürel derinliği olmayan eğlence programları sık sık yayımlanıyor.</p>
<p>Bu durum ülkemizde de kendini belirgin bir şekilde göstermektedir. Birçok kanalda, televizyon yayınları kültürel bakımdan fazla doyurucu değildir. Buna karşılık televizyon karşısında geçirilen saatler giderek artmaktadır. İletişim araçlarının gücünü istismar ederek kazanç, itibar ve iktidar peşinde koşan bir yayın politikası öne çıkmıştır. Televizyon kanallarında, renkli -ama esas gâye ticarî kazanç olduğundan izleyicilere kalıcı şeyler vermeyen- eğlence programlarının ön plânda tutulduğu bir yayın politikası ağırlık kazanmıştır. Ekranlarda çok fazla şiddet görülmektedir. Reality Show'larda, filmlerde, haberlerde; aşırı kabul edilebilecek ölçüde hiddet, şiddet, toplumun değerlerinden uzak, gayr-ı ahlâkî ve kültürel muhtevadan yoksun yayınlar bulunmaktadır. Diğer taraftan, drama programlarındaki karakterlerin demografik, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik özellikleri ile (yaş-meslek, eğitim, gelir, din, milliyet) toplumumuzun karakteristik çizgileri arasında benzerlik yoktur. Meselâ, son zamanlarda yaygınlaşan yerli dizilerdeki karakterlerin sık sık içki içmesi, içkinin ve sarhoşluğun özendirilmesi, argo ifadelere yer verilmesi, çocuklara yönelik ahlâkî olmayan davranışların sergilenmesi, toplumun ekranlardaki karakterlerle özdeşleşme eğiliminin menfî sonuçlar vermesine yol açacaktır. Benzer durum haber programlarında da görülmektedir. Televizyonların topluma sunduğu dünya ile insanımızın içinde yaşadığı dünyanın aynı dünya olmadığı söylenebilir. Yani toplum, içinde yaşamadığı bir hayatı, günde en az 4-5 saat seyretmek zorunda kalmaktadır. Böylece televizyon başka bir dünyanın kültürünü topluma ekmekte ve hasadını beklemektedir. Halbuki, "Bir milletin gelişip ilerlemesi, o millet fertlerinin fikrî ve hissî sahada terbiye görmelerine bağlıdır. Fertlerinde düşünce ve iç aydınlığı gelişmemiş milletlerin terakki etmesi de beklenemez. Müşterek bir terbiye görmemiş nesiller, aldıkları farklı kültüre göre hep ayrı ayrı kamplara ayrılmış ve birbirlerini düşman görmüşlerdir. Kendi içinde böyle didik didik olmuş bir toplumdan terakki beklemek, imkânsız denecek kadar zordur."2</p>
<p>Drama programlarıyla ilgili bir araştırmaya göre; Türk televizyonlarında şiddetin % 62, suçun % 48, cinselliğin % 59, ölümün % 33,3, alkolün % 31,7 nispetinde yer tuttuğu tespit edilmiştir. Bu konuda, ABD'de Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı da yapmış olan Zibignievv Brezinski, şu tespitte bulunmuştur: "...şiddet olaylarını gündelik hale getiren televizyon ve film kültürü, uygar ülkeler içinde ABD'yi en yüksek cinayet oranına ulaştırmıştır. Televizyon, eğlendirme adı altında cinsellik ve şiddet sergileyip izleyicilerde ihtiyaçlarını anında karşılama duygularını körüklemektedir. Televizyon eğlencelerinde hattâ haberlerde, yenilik adına gerçekler magazinleştirilerek sınır aşılmış, her türlü ahlâkî değerden sıyrılınmış ve gayr-ı meşru münasebetler normal, hattâ arzulanır bir tavır olarak sunulmuştur."3</p>
<p>Modern toplumlarda tüketimi zorunluluk haline getirilen popüler kültür, uyandırılmış taleplere göre biçimlendirilir. Maddî temeller üzerine inşa edilen bu yeni dünyanın, "meta kültürü"nü kullanmaya yönlendirilen insan, "kullan-at" kültürünün âleti olmaktan kurtulamamıştır. Bunun sosyal bir karşılığı olduğunu bize yine medya hatırlatır. Popüler kültür, bu yönü ile medyatiktir. Bütün bunların sebebi, televizyonların popüler kültür öğelerinin en büyük pazarlayıcısı olmasıdır. Bu sayede gelir düzeyi ne olursa olsun, hangi ülkede yaşarsa yaşasın insanların çok büyük bir kısmı blucin giymektedir. Müziğin sanat değeri ilgililerce tartışıladursun, herkes televizyonların empoze ettiği şarkıları dinlemekte, kola içmektedir. Popüler kültür, her şeyi birbiriyle karıştırır, homojenleştirir. Bu sebeple popüler kültürün yayılması, sadece genel bir kültürsüzleştirme tehlikesi meydana getirmez, hakim güçlerin ideolojilerine göre yönlendirildiği için aynı zamanda totalitarizme hizmet eder. Halbuki; "Kültür, bir milletin kendine has çizgide gelişip yükselmesinde sık sık başvuracağı önemli bir kaynaktır. Millet hayatının hayat ve istikametiyle, kültür kaynaklarının duruluğu arasında her zaman sıkı bir münasebet mevcuttur. Başka milletlerin kültür ve medeniyetleri ile güya gerdeğe girip, kendi varlık ve bekasını devam ettirmeye çalışan toplumlar, dallarına başkalarına ait meyveler takılmış ağaçlar gibidirler ki, hem gülünç, hem de aldatıcıdırlar."4</p>
<p>Aldous Huxley'in, daha televizyon icat edilmeden önce, gelecekte insanların sakinleştirici haplarla uyuşturularak itaat ettirileceğine dair hayal ettiği durum, televizyon kültürü sayesinde gerçek oldu. Bugün büyük oranda Huxley'in dediği bu durumu yaşıyoruz. Adı ise, televizyon çağı... Kitle kültürünün bu mânâda modern köleliği yaygınlaştırdığını ileri sürmek çok da yanıltıcı olmaz.5</p>
<p>"Ali İzzetbegoviç de popüler kültürün özgürlüğü sınırlandırdığını ve insanı pasifleştirerek çağdaş kölelik mitini yaygınlaştırdığını söylemektedir. Kitle kültürü öğretir, eğitmez. Mânevî değerleri seri halde imalatıyla, kopyalar. Zevk ve değerden yoksun ürünlerle ve ferdiyete karşı ilgisizliği ile onu, kişiliksizleşmeye götürür. Asıl kültürden farklı olarak, yeknesaklığa temayülüyle insan hürriyetini daraltır."6 Oysa ki, "Hürriyet; ruhun yüksek duygu ve yüksek düşüncelerden başka herhangi bir kayıt kabul etmemesi, hayır ve faziletten başka hiçbir prensibin esiri olmaması demektir."7</p>
<p>Günümüzde, sürekli yenilenen modern iletişim mitosu, duvarsız hapishaneye dönüştürdüğü dünyayı gerçeklerden uzaklaştırdıkça da, fertleri kurumları ve toplumu iletişimin sanal kurgusunda yaşamaya mahkûm ediyor. Her gün bir şeyleri değiştiriyor, bir şeyleri önlüyor, bir şeyleri kolaylaştırıyor. Bu sebeple kitle iletişim araçlarını, az gelişmişliğin, okur-yazarlığın, çağdaşlaşmanın, medeniyetin öncüsü kabul etmenin kültürel bağımlılık anlamına geleceği zaman zaman unutuluyor. Gerçekte ise; "Medeniyet; tabiat ilimleri ve çeşitli fenlerde çok ileri gitmek, vapurlar, trenler, uçaklar gibi modern imkânlara sahip bulunmak, büyük şehir, geniş cadde ve yüksek binalarda yaşamaktan ibaret zannedilmemelidir. İnançlı ve istikametli ellerde, her biri sadece medeniyetin birer vesilesi sayılan bu şeyleri, medeniyetin kendisi kabul etmek, aldanmışlıktan başka bir şey değildir."8</p>
<p>Bugün, neyin yayımlanacağına devletin karar verdiği "yayın tekeli" dönemi, yani müsaadeye bağlı yayıncılık anlayışı, sınır ötesi yayıncılığın gelişmesi ve özel radyo-televizyon yayıncılığının devreye girmesiyle önemini kaybetmiştir. Günümüz teknolojisi, tek başına kanunî çerçeveyi anlamsız kılmaktadır. Bu durum, hürriyetler bakımından güzel bir netice gibi görünmekle birlikte, topluma karşı sorumsuzluk olarak algılanıp kullanılmaktadır. Bütün dünya, elektronik yayıncılık, özellikle de televizyon yayıncılığından kaynaklanan ciddi problemlerle karşı karşıyadır. Maalesef, ahlâkî değerleri yıpratan, gelenekleri tasfiye eden, toplumların kendine has özelliklerinin yok olmasına yol açan, şiddet, cinsellik, alkol ve uyuşturucunun yaygınlaşmasına sebep olan bir yayıncılık söz konusu olmaktadır. Türkiye için diğer bir konu da, müspet manada rekabetin olmayışından ötürü, kalitesizliğin daha fazla kalitesizliği beraberinde getirmesidir. Gelişmiş ülkelerde ise, "özerk" kamu televizyonları ile ticarî özel televizyoncular arasındaki rekabet, dengeyi oluşturmaktadır.</p>
<p>Yüzlerce yabancı tv yayınının seyredildiği, küreselleşmenin yaygınlaştığı günümüzde kendi değerlerini ve güzelliklerini koruyan, geliştiren bir toplum olmanın önemi çok büyüktür. Bu konuda Türk televizyonlarının ciddi bir strateji geliştirerek, bu alanda uluslararası rekabete dayanabilir hale gelmesi gerekmektedir. Türk toplumunun kimliğini koruyabilmesi, kendi kültür, sanat, tarih ve diline sahip çıkması, ancak bu şekilde mümkün olabilir. Türkiye'de sosyal ve kültürel değerlerimize bağlı özel kanalların az olması, böyle bir dengenin sağlanmasını engellemektedir. Ümit verici bir gelişme olarak, ideolojik ve ticarî kaygılardan kaynaklanan kalitesiz yayınların yanında, topluma faydalı, insanı eğiten, çocuklar için uygun yayın yapan kanallar da - sayıları az da olsa- yavaş yavaş devreye girmektedir.</p>
<p>Yayıncılık ister özel sektör, ister kamu tarafından yapılsın, toplum yararının ön plânda tutulması gereken bir faaliyettir. Bu sebeple yayıncılığın tarafsız ve dürüstçe olması gerekir. Bir yayın kuruluşunun, belli bir dünya görüşünün olması normaldir. Ancak yayınlarında her ne pahasına olursa olsun, kendi görüşünü telkin etmek için her yola başvurması kabul edilemez. Her şeyin yayımlanabildiği günümüzde, uluslararası anlaşmalarla, topluma zararlı olacak yayınlara müsaade edilmemelidir.</p>
<p>Dipnotlar<br />
1- M. Fethullah Gülen, Ölçü ve Yoldaki Işıklar, Sayfa 37.<br />
2- M. Fethullah Gülen, Ölçü ve Yoldaki Işıklar, Sayfa 48.<br />
3- Zbigniew Brezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, İş Bankası Yayınları, 1994, S. 117.<br />
4- a.g.e., s. 37.<br />
5- Mustafa Ruhi Şirin, Kuşatılmış Çocukluğun Öyküsü, Sayfa, 21.<br />
6- a.g.e., s. 40.<br />
7- a.g.e., s. 38.<br />
8- a.g.e., s. 40</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/televizyon-kulturu-ve-toplum.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Öldüren Kutu</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-ve-zararlari/olduren-kutu.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-ve-zararlari/olduren-kutu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 18:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon ve Zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/olduren-kutu.html</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere’de televizyonların çocuklara etkilerini sorgulayan bir araştırma, “aptal kutusu”nun kanserden otizme kadar pek çok hastalığı tetiklediğini ortaya koydu. Bilgisayar ekranları da aşağı yukarı aynı tehlikeyle yüklü. İngiltere’de dün açıklanan bir rapor, televizyonun çocukları hem fiziksel hem de psikolojik olarak düşünüldüğünden çok daha fazla etkilediğini ortaya koydu. 35 ayrı araştırmanın sonuçlarını değerlendiren İngiliz Psikolog Doktor Aric [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span id="more-39"></span>İngiltere’de televizyonların çocuklara etkilerini sorgulayan bir araştırma, “aptal kutusu”nun kanserden otizme kadar pek çok hastalığı tetiklediğini ortaya koydu. Bilgisayar ekranları da aşağı yukarı aynı tehlikeyle yüklü. </strong>İngiltere’de dün açıklanan bir rapor, televizyonun çocukları hem fiziksel hem de psikolojik olarak düşünüldüğünden çok daha fazla etkilediğini ortaya koydu. 35 ayrı araştırmanın sonuçlarını değerlendiren İngiliz Psikolog Doktor Aric Sigman, televizyonun en az 15 olumsuz etkisi olduğunu söyledi. Bunlar arasında en tehlikeli olanlarsa kanser, otizm ve Alzheimer. Diğerleri arasında ise örneğin obezite gibi çağın giderek tehlikeli hale gelen hastalıkları yer alıyor. Doktor Aric Sigman’ın yaptığı araştırma geçtiğimiz günlerde Biologist adlı dergide yayınlandı. Sigman’a göre pek çok insan için televizyon seyretmek, uyumak ve çalışmaktan daha fazla zaman alıyor. Benzer şekilde İngiliz Hedef Kitle Araştırma Bürosu tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İngilizlerin yüzde 75’i ömürlerinin 12 yılın televizyon karşısında geçiriyorlar. İngiliz Psikoloji Cemiyeti üyesi ve Remotely Controlled: How Television is Damaging Our Lives (Uzaktan Kumandalı: Televizyon Yaşamlarımıza Nasıl Zarar Verir” adlı kitabın da yazarı olan Sigman, eğitim amaçlı programların bile zararlı olabileceğini ifade ediyor. Sigman, “Gözden geçirdiğim tıbbi araştırmalar televizyonun nasıl bir araç olduğunu ortaya koyuyor, ve program türleri ve içeriklerinden bağımsız olarak bu aracın özellikle çocuklara nasıl zarar verdiğini de kanıtlıyor. Saatler boyunca izledikleri televizyonun herşeyden önce biyolojik etkileri bulunuyor ve bu tamamen televizyonun kendisinden kaynaklanıyor, mesajla ilgisi yok” diyor. Sigman’a göre altı yaşında bir çocuk, bu süre zarfında yaşamının 1 yılını televizyonun başında geçirmiş oluyor. 11-15 yaşlarındaki çocuklar ise uyumadıkları zamanların yüzde 55’ini televizyon karşısında geçiriyor. Bu yaş grubundaki çocuklar günde ortalama 7.5 saatlerini ya televizyon ya da bilgisayar başında geçiriyorlar. Ve bu düzeyde ekran karşısında zaman geçirenlerin sayısı son 10 yılda yüzde 40 artış göstermiş durumda. Sigman, televizyonun hem bedeni hem de zihni kötü etkilediğini ifade ediyor. Özellikle beyin üzerindeki etkileri oldukça tehlikeli, çünkü narkotik özellikler taşıyor. Örneğin televizyon, okuyarak anlamanın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Yeni kurgu teknikleri, örneğin hızlı ve atlamalı geçişler televizyonun beyin ve algılama üzerindeki etkisini daha da artırmış durumda. Sigman televizyonun hangi kötü etkileri olduğunu şöyle sıralıyor: Obezite: Ekran karşısında oturmak sürekli olarak bir şeyler yeme ihtiyacı doğuruyor. Üstelik hareket de edilmediği için alınan kaloriler yakılamıyor. Televizyonun çekimi, insanların yemek için ayırdıkları vakti de azaltıyor. Dolayısıyla hem kötü beslenmiş, hem de aldığımız kalorileri yakamamış oluyoruz. Bağışıklık sistemi: Televizyon karşısındaki hareketsizlik bağışıklık sistemlerimizi de kötü etkiliyor. Hareketsizlik nedeniyle bağışıklık sistemini oluşturan hücreler vücutta hareket edemedikleri gibi, yeterince etkili de olamıyorlar. Bu durum, televizyonun yaydığı ışınlarla da yakından ilgili. Kalp hastalıkları: Televizyon uzun vadeli kardiyovasküler hastalıklara neden oluyor. Özellikle orta yaşın üstündeki insanlarda kolesterol artışı ve kalp krizlerinin televizyon izleme alışkanlıklarıyla yakından ilişkisi var. Metabolizma zarar görüyor: Televizyon karşısında uzun saatler geçiren insanların metabolizmaları yavaşlıyor, gene yeme içme alışkanlıklarının da buna göre şekillenmesi nedeniyle aşırı kilolar ve dayanıksızlık baş gösteriyor. Göz hastalıkları: Televizyon gözlerimizi genetiğimizi değiştirecek ölçüde değiştiriyor. Sürekli olarak televizyondan yayılan ışınlara, üstelik gözleri daha az kırparak maruz kalmak miyop gibi hastalıkları artırıyor. Alzheimer: 20-60 yaş grubundaki insanların Alzheimer’e yakalanma olasılıklarını artırıyor. Televizyon karşısında geçirilen her saat hafıza ile ilgili problemlere biraz daha yaklaştırıyor. Dikkat, hafıza ve refleksler de televizyondan olumsuz etkiliyor. Dikkat bozuklukları: Televizyon karşısında uzun zaman geçirmek dikkat bozukluklarına neden olabiliyor. Çünkü televizyon beyin hücrelerinin gelişimini engelliyor. Televizyon seyretmeyen çocuklar, seyredenlere oranla daha az zeki. Hormonlar: Televizyon melatonin hormonunun salgılanmasını bastırıyor. Bu hormonun asıl işlevi ise antioksidan olması ve bağışıklık sisteminde önemli bir rolü olması. Örneğin uyku/uyanıklık döngüsü de yine bu hormon tarafından yönetiliyor. Televizyon melatonin salgılamasını bastırdığından bu alanlarda bozukluklar görülmesi ihtimali artıyor. Kanser: Melatoninin azalmasının sonuçlarından biri de DNA hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesi için gereken ortamın sağlanması. Bazı doktorlar uykusuzlukla kanser arasında bir bağlantı olabileceğini düşünüyorlar. Uykusuzluğun önemli sebeplerinden biri televizyon olduğu için kanserle doğrudan bağlantısı olduğu ifade ediliyor. Ergenlikte verdiği zararlar: Televizyon ekranından yayılan ışıklar çocukluktan ergenliğe geçişi hızlandırıyor. Örneğin kızlar 1950’lere oranla daha erken ergenleşiyorlar. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar da televizyonun fizyolojik olarak ergenlik dönemine geçişi hızlandırdığını gösteriyor. Otizm: Televizyon erken çocukluk döneminde başlayan otizmin en önemli nedeni olarak biliniyor. Her 166 çocuktan biri değişen düzeylerde otizmle televizyon nedeniyle tanışıyor. Uykusuzluk: Televizyon ışınları uykuya geçişi zorlaştırıyor ve uyku saatlerinin düzensizleşmesine neden oluyor. Açlık: Uykusuzluk, bedenin daha fazla yağ gereksinim duymasına ve dolayısıyla daha fazla açlık hissine neden oluyor. Beyin gelişimi: Bilgisayar gibi etkileşimli araçlar bile zeka gelişimini olumsuz yönde etkiliyor, özellikle okuyarak anlama yetisini geriletiyor. Diyabet: Televizyon izlemek ikinci tip şeker hastalıklarını artırıyor. Çünkü televizyon şeker gereksinimini artırıyor ve uyku hormonunu baskılıyor. Kaynak:<font face="Times New Roman"> </font><a href="http://www.pusula.tv/detail.asp?Gundem=3042"><font color="#800080">http://www.pusula.tv/detail.asp?Gundem=3042</font></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-ve-zararlari/olduren-kutu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ekrana Hapsolan Ömürler</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/ekrana-hapsolan-omurler.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/ekrana-hapsolan-omurler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 18:51:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon Kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/ekrana-hapsolan-omurler.html</guid>
		<description><![CDATA[Ekrana Hapsolan Ömürler 
Önce mahallede bir ya da en fazla bir kaç evde vardı. Henüz siyah beyazdı televizyonlar. Konu komşu biraraya gelir televizyon izlenirdi. Kalabalıktan çıt çıkmazdı. Gözler televizyondaydı. Kadınların, genç kızların ellerinde yine dantel örgüler vardı ama hızı azalırdı. O haylazlıklarından, yaramazlıklarından çok zaman dayak yiyen çocuklar dahi sessiz, uslu olurlardı... Çelik-çomak, körebe ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span id="more-38"></span>Ekrana Hapsolan Ömürler </h2>
<p>Önce mahallede bir ya da en fazla bir kaç evde vardı. Henüz siyah beyazdı televizyonlar. Konu komşu biraraya gelir televizyon izlenirdi. Kalabalıktan çıt çıkmazdı. Gözler televizyondaydı. Kadınların, genç kızların ellerinde yine dantel örgüler vardı ama hızı azalırdı. O haylazlıklarından, yaramazlıklarından çok zaman dayak yiyen çocuklar dahi sessiz, uslu olurlardı... Çelik-çomak, körebe ne ki, kimse kimseye “mızıkçılık yaptın” da demiyor; küçük kutu çocukların sesini dahi kesiyordu. Anneler memnun. Dayağın, azarın başaramadığını televizyon başarıyordu çünkü. Sonra mahallelerde televizyonlu ev sayısı çoğaldı. Derken şehirlerde ve köylerde televizyonsuz ev kalmadı. Eski televizyonlar yenilendi, renklendi. Artık gazetelerde “renkli” ibaresi olan programlar aranmayacaktı. Çünkü tüm programlar renklenmişti. Televizyonlar çoğaldı çoğalmasına ama dostluk, komşuluk ilişkileri daha da azalmaya başladı. Sürdüğü kadarıyla sohbetleri de televizyon programları işgal etmeye başladı.<br />
<em>“Dr. Kimbıl kaçabilecek mi?.. Ay şu filmi seyrettin mi?.. Diana şöyle dedi, Manuela şunu yaptı... O sakat çocuğu izledin mi acıdım valla”... </em>İsimler arasıra Türkçeleşse, figürler değişse de sohbetlerin ana konusu bu oldu. Aile içi ilişkiler dejenere oldu. Çocuklar ana-babanın verdiği terbiyeyle değil, televizyonla yönlendi. Giyim kuşamdan konuşmalara, davranışlara, yaşam tarzından amaçlara, hayallere kadar birçok şey televizyonun verdiği mesajlarla şekillendi. Sadece çocuklar değil, büyükler de televizyonun etkisinde kaldı. Hayal dünyaları değişti. Artık yabancı filmlerdekiler gibi yaşama özlemi doğdu. Hayaller <strong>“yurtdışı”</strong>na ulaştı, Amerikalara... Büyükten küçüğe herkes dizilerde, filmlerde oynayan kişilere özendi, onlar gibi konuşmaya başladı, onlar gibi giyinmek istediler. Filmlerde yansıtılan yabancı kültür daha doğrusu “batı kültürü”, daha da doğrusu “batı kültürünün” en işe yaramaz parçaları beyinlere aşılanmaya başlandı. “Çağdaş”lık, “moda” adı altında mini etekler, dar giysiler, bize tamamen yabancı bir giyim tarzı benimsetilmeye, hoş görülmeye başlandı. Televizyonda görülen uzun saçlı, kulağı ya da burnu küpeli, yırtık pantolonlu tipler bizim de sokaklarımızda görülmeye başlandı. Televizyonlarda çıkan “komedi” programlarıyla espri anlayışı değişmeye başladı. Reklamlardaki söylemler günlük hayatta tekrarlanmaya başlandı. “Sanatçı” denilen kişilere özenildi, onlar gözlerde putlaştırıldı. Kısacası televizyonlar toplumun her yaşta her kesimini esir aldı. Televizyon, programlarıyla ve asıl olarak da ideolojik ve kültürel bombardımanlarıyla yaşantımızı, halk gerçeğimizi bir yönüyle şekillendiren bir işleve sahiptir. Bugün <strong>“Allah allah”, "yazıklar olsun” </strong>ya da <strong>“Aaa!” </strong>diyerek seyrettiğimiz olaylar yaşamımızın, kişiliğimizin bir parçası yapılıyor, sonra şaşırmaz oluyoruz, fakat bizzat yapmaya, uygulamaya başlıyoruz, farkında mıyız? Program Akışı, Hayatımızın Akışı mı? Günlük program akışına gözattığımızda hemen her yaşa, her kesime hitap eden programlar bulabilmek mümkün. Güne haberlerle başlıyorsunuz. Sonra sıra çocuklara geliyor. Değişik biçimlerde insan, hayvan, robotlardan kahramanları olan çizgi filmler doluyor ekrana. Ev kadınları çocukları çizgi film seyrederken evi şöyle bir toparlayınca ekran hakimiyeti artık onların eline geçiyor. Yemek tarifleri, ‘’kadınca” sohbet programları, “talk show”lar, sağlık saatleri, pembe diziler... Okumayan, çalışmayan genç kuşağı da unutmak mümkün değil. “Sabah şekerleri”, “Sabahın Melikesi”, “Sabahın Sedası” sunucuları, klipleri, müzikleri, sözde sohbetleriyle gençleri, özellikle de genç kızları çevreliyor. Türk sineması, pembe diziler, çizgi filmler, müzik programları derken gün akşama varınca kanallar daha kapsayıcı oluveriyor. Magazin haberlerinin (bunlara haber bülteni demek zor çünkü) ardından <strong>“aşk, nefret, gözyaşı, ihtiras, çıkar, kin” sloganlarıyla sunulan diziler, yarışmadan öte konuşmalarıyla, giyimleriyle porno filmi andıran yarışmalar, porno filmler, magazin programları, reality şovlar, İbo, Hülya, Sibel, Deniz şovlar, televoleler, spor programları, Savaş Ay’ın yaptığı gibi kavga-küfür programları, canlı telefon bağlantılı “sohbet” programları, ‘’Babacan”lar, “Yetiş Bacım”lar, çok üzüldüyseniz biraz da gülün diye Reyting Hamdiler, umut tacirleri, kader kurbanları ve daha onlarca ahlaki, kültürel dejenerasyon yayan, bilinç bulandıran, uyuşturan programlar.</strong> İnsanlar günlerini televizyon programlarına göre ayarlar oldu. Beğendiği program çıkmadan önce eğer sokaktaysa bir an önce eve koşuluyor, işler bir yana bırakılıp televizyon izleniyor. İşler televizyon programlarına göre ayarlanıyor artık. Bir gün böyle geçiyor... Belki yüzleri, program kurguları değişse de beynimize aynı pisliklerin doldurulacağı yeni bir güne adım atıyoruz. İçimizde şu kahraman “acaba ne olacak’’, “10 milyarı kim kazanacak” merakıyla... Nasıl Seyrediyoruz? Sabah ilk işimiz televizyonun düğmesine dokunmak oluyor. Eve girdiğimizde hemen televizyonun karşısına geçiyoruz. Adeta bir uyuşturucu olmuş televizyon. Kanımızda dolaşmıyor ama beynimizi uyuşturuyor. UNESCO’nun yayınladığı raporlarda Türkiye ABD’den sonra dünyada en çok televizyon seyreden ikinci ülke olarak geçiyor. Az buz bir “derece” değil! Bir iki, hadi şu program da derken TV ekmek parasından sonra yaşamımızı dolduran, zamanımızı alan bir alet haline geliyor. Televizyonda yayınlanan ve kimi özlemlerimizi, kimi acılarımızı, milli duygularımızı, çözümsüzlüklerimizi hedef alan programlar hiçbir mantık süzgecinden, sorgulayıcılıktan geçirilmeden izlenmeye başlanıyor. İstesek de istemesek de televizyonun yaydığı emperyalist-yoz kültürle değer yargılarımıza, geleneklerimize, yaşam biçimimize ve geleceğimize <strong>müdahale ediliyor. </strong>İlişkiler dejenere oluyor, hatta yok oluyor, kuru, soğuk merhabalar kalıyor geriye. Televizyon bunu besleyen bir kaynak haline geliyor. Bir yanda sömürü ve yoksulluk, öte yanda çaresizlik yani devrimci mücadeleden yoksun kalmış geniş bir potansiyel. İşte televizyon sömürüyle çaresizlik arasındaki dengeyi kuruyor. Bu denge her türlü ahlaksızlığın, yozluğun, yokluğun, yoksulluğun, işkencenin, baskının ve daha kaynağını düzenden olan onlarca şeyin beyinlerde meşrulaşması, insanların bencilleştirilmesi ve kendi gerçeğinden uzaklaştırılması oluyor. Televizyonla Olan Bağ, Her Tür İlişkinin Yerini Aldı Kapitalist düzen istediği insan tiplerini sadece okulunda, işinde şekillendirmiyor. Bireyci, bencil insanlara ihtiyaç duyan düzen televizyonlardan da <strong>“bireysel eğitim” </strong>veriyor. Ama ne eğitim! Ne öğretiyor? <strong>Kendini düşün, fuhuş yap, uyuşturucu kullan, daha iyi markalar giyin; daha iyi evlerde yaşa, çal-çırp ama sakın düzene karşı çıkma. Ananı-bacını pazarla, arkadaşını, konu komşunu kazıkla, kimseye güvenme. </strong><strong>Arkadaş mı arıyorsun? </strong>İşte sana seni dünyanın öbür ucuna götürebilen kutu evinde, elinin altında. Üstelik renk renk, kanal kanal... Yaşamda yemek içmek, soluk almak kadar ihtiyaç haline gelen televizyon, insan ilişkilerini, komşuluk ilişkilerini, sosyal faaliyetlerini, örgütlenme alışkanlıklarını yok ediyor. <strong>İlk darbeyi aile içi ilişkiler alıyor. </strong>Evli ya da bekar, fuhuşun meşru olmadığı tek bir program yokken köylüsünden kentlisine fuhuş yaygınlaşmaya başlıyor. Hele ki yoksulluğun dayanılmaz hal aldığı bugün, geçinmek için ahlaksızlık yapmak çıkar yol olarak görülüyor. Emek, emeğe sahip çıkmak gibi insanın en yüce değerleri yok sayılmaya başlanıyor. Fuhuş olmazsa, dolandırıcılık, rüşvet ve televizyonun önüne serdiği daha onlarca yol herkesi bekliyor. Aile ilişkileri parçalanmaya başlıyor. Bir memurun, esnafın bile istediğini yediği, içtiği, araba sahibi olduğu, villavari evlerde yaşadığı dizileri seyreden <strong>kadınlar, </strong>evine yeni eşyalar almak, bir araba sahibi olmak için eşiyle kavga ediyor. Aynı şeylerle yönlenen <strong>çocuklar </strong>daha “iyi” bir yaşam için ailesini terk ediyor, ya da özlemlerini karşılayamadığı için annesini babasını küçümsemeye, aşağılamaya başlıyor. Bakıyorsunuz bir gecekonduda yaşıyor, ama saçıyla, kıyafetiyle “Bağdat Caddesi”nde dolaşan sosyetik tiplerden farkı yok. Su gibi içki içilen, ağrı kesici kullanır gibi uyuşturucu içilen diziler, sözde bunları teşhir eden programlar tersine çocukları, gençleri meraklandırıyor. Her türlü intihar yöntemi televizyonlardan öğretiliyor. Ana-baba çocuklar arasındaki saygı, sevgi darbe yiyor. Herkes bir televizyon kahramanı olduğuna göre, ana babaya ismiyle hitap etmekten, en uygunsuz biçimlerde oturmaktan, eve kız-erkek arkadaş getirerek ahlaksız ilişkileri yaşatmaktan tutalım da para vermediği için ya da mirasa konabilmek için ana-babayı öldürmelere varan bir tablo yaşanıyor. Kaynıyla, görümcesiyle yaşadığı “aşk’’ uğruna eşler öldürülüyor. Bencillikler, çıkarcı, ahlaksız ilişkiler, tatminsizlikler aileyi yok etmekle kalmayıp, zulüm düzeninde halkı ayakta tutan birbirine bağlayan her türlü olumluluğu, geleneği de dinamitliyor. <strong>Ya çocuklar... </strong>Konuşmaya başlar başlamaz ilk olarak <em>“oymazsam namussuzum”, “oynama şıkıdım şıkıdım” </em>gibi ahlaksız şarkı sözlerini ezberlemeye başlıyor. Akrabalarından önce, Tarkanla, Sibel Canla tanışıyor. Ağaç yaşken eğilir misali her tür ahlaksızlığı, bencilliği emeklerken öğrenmeye başlıyor. Televizyon sözde onun için Susurluk’u, eğitim sistemini, yoksulluğu sorguluyor; geleceğini, işini, eğitimini onun adına düşünüyor, çareleri onun uğruna araştırıyor! Böylece çocuğun kaderi belirlenmiş oluyor, tüm yolları düzene çevriliyor. Büyüyünce ne olmak istediği sorulunca ya manken, spiker ya futbolcu ya işadamı diyor. Hayalleri bu çerçeveyle sınırlanıyor. Doğrusunu göremediği için mukayese de edemiyor ve “tek doğru” televizyonun öğrettikleri oluyor. Tercih yapma şansı da ortadan kaldırılıyor. Alternatif aradığı noktada da cinsel sapkınlıklar, içki, uyuşturucunun her türlüsü sunuluyor önüne. “Ev Alma Komşu Al” Yerine “Ev Alma Televizyon Al” Peki konu-komşu, dostluk ilişkileri ne hale geldi? En masumca sonucu, herkesin evine kapanıp TV seyrederek “sosyal ihtiyaçlarını” karşılamaya çalışmasıdır herhalde. Ama bu kadarla bitmiyor. Televizyon aracılığıyla yayılan pislikler komşuluk dostluk ilişkilerine de bulaştı. Eve gelen kim olursa olsun bir yudum çay, bir lokma ekmek yedirmeden göndermenin ayıp sayıldığı günlerden aynı apartman içinde birbirinin adını dahi bilmeyen tarzda ilişkilere varıldı. Öyle çat-kapı içeri girme samimiyeti yok oldu. <em>“Nereden çıktı şimdi, tam da Yalan Rüzgarını seyrediyordum” </em>vb. yakınmalar dostluk ilişkilerini kemirmeye başladı. Telefon edip <em>“gelebilir miyim?” </em>demek ve ev sahibinin de <em>“Maalesef programımız var” </em>cevabı verme rahatlığı televizyonlardan öğrenilmedi mi? Komşunun, dostun taleplerini reddetmek ilişkileri tümden reddetmeye vardı. Komşuyla paylaşılan her tür acı, sevinç, ihtiyaç, telefonlarla televizyon programlarına taşındı. Nasılsa her sorunu irdeleyen programlar mevcut. Sağlık, magazin, karı-koca ilişkileri, anne-çocuk ilişkileri, yoksulluk, zengin olma yolları... vb. her şeyin çözüm platformu televizyonlar oldu. Komşularla, dostlarla belli bir ilişki yürütülse de sohbetlerde TV dizileri önemli bir yer tutmaya başladı. Bir kadın acil bir ihtiyaç uğruna dizisini seyretmediğinde hemen komşusuna koşar ve kahramanın neler yaptığını anlattırır, ortak hüzünler, ortak sevinçler televizyon kahramanları için yaşanır oldu. Ya da bir araya gelip TV’ler ortakça seyredilmeye başlandı. Birine kapı açmaya, buyur etmeye korkar hale, kimin ne olduğundan şüphe edilir hale gelindi. Hırsız mı, in mi cin mi, çocuğunu mu çalacak, başına ne işler açacak?.. Kuşku tohumları ekildi. Yaşanmıyor da değildi. Televizyonlar her gün bangır bangır benzer haberler vermiyor mu? Güven zedelendi, zedelendikçe ilişkilere yansıdı. Mesela komşusu öldü, kimsenin haberi olmadı. Ancak koku duyulunca ya da uzun süre ortalıkta görünmeyince ne olduğu merak ediliyordu artık. Televizyondan yayılıyor bu bencillik. <em>“Önce kendini düşün”, “başkasından sana ne” </em>deniyor. “Bana ne” kelimesi konuşma dilinin en sık kullanılan kelimesi haline geliyor. Bu ilişkileri de çıkar, faydacılık belirlemeye başlıyor. <em>“Her koyun kendi bacağından asılır” </em>deyişi günlük yaşamın her ayrıntısını belirleyen temel yaşam felsefesi oluyor. Artık komşu almak yerine televizyon alınıyor. Televizyon Seyretmemeli miyiz? Kuşkusuz az da olsa televizyonda izlenebilecek programlar var. En azından ülkemizde ne olup ne bittiğini anlamak için kendi yorumlarıyla veriyor da olsalar haberleri, haber programlarını, tartışmaları izlemek mümkün. Ancak TV seyrederken bugün çok daha seçici olmak gerektiği ortadadır. Bu seçiciliği yaratmak en başta devrimcilerin görevidir. Kurumlarda, evlerde, halkla iç içe olunan her yerde televizyonun nasıl izlenmesi gerektiği bilincini yaymak zorunluluktur. Tabii ki televizyonun bizleri teslim almasının, ahlaksızlıklara, onursuzluklara ortak etmesinin önüne geçmek için devrimci olmaya da gerek yoktur. Halkımızın ahlaki değerleri, onuru, namusu, sıkı sıkıya sarılacağı olumlu gelenekleri, egemenlerin -kendi ellerimizi kullanarak- evlerimize soktuğu bu pislik yayan kutuya karşı bir set görevi görecektir. Ancak o zaman televizyonu egemenlerin elindeki bir silah olmaktan çıkarabiliriz. Çözüm televizyon seyretmemek, gözümüzü kulağımızı kapamak da değil, TV’nin bizi üretkenlikten alıkoymasını, günlük yaşamımızı, düşünce ve davranışlarımızı <strong>belirleyici </strong>hale gelmesini önlemektir. Bizi yönlendirmesine izin vermemektir. Televizyondan neyi alacağımızı bileceğiz, seçici olacağız. Kaynak:<font face="Times New Roman"> </font>http://www.ozgurluk.org/kitaplik/webarsiv/kurtulus/eskisayilar/b-yolunda18/ekran.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/televizyon-kulturu/ekrana-hapsolan-omurler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV ve arkasındakiler</title>
		<link>http://karakutu.turkceblog.com/sozler/tv-ve-arkasindakiler.html</link>
		<comments>http://karakutu.turkceblog.com/sozler/tv-ve-arkasindakiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 19:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mekselina Mirza</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sözler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://karakutu.turkceblog.com/tv-ve-arkasindakiler.html</guid>
		<description><![CDATA[Saatin değil, dakikanın bile kıymetini bilenin Televizyon başında işi olmaz.
…
TV başında geçirilecek her bir saat, bir hafta boyunca sağlıklı düşünemememize neden olacak olan bir saattir.
…
Ahirin(ahiretin) için yaşayacağın en güzel gün TV seyretmek yerine kendini hesaba çekerek, hata ve yanlışlarının farkına varacağın gündür.
…
Kim saatler boyunca TV’nin karşısında bekler? Yapacak bir şeyi olmayan… Şimdi bir düşün, kul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-37"></span>Saatin değil, dakikanın bile kıymetini bilenin Televizyon başında işi olmaz.</p>
<p>…</p>
<p>TV başında geçirilecek her bir saat, bir hafta boyunca sağlıklı düşünemememize neden olacak olan bir saattir.</p>
<p>…</p>
<p>Ahirin(ahiretin) için yaşayacağın en güzel gün TV seyretmek yerine kendini hesaba çekerek, hata ve yanlışlarının farkına varacağın gündür.</p>
<p>…</p>
<p>Kim saatler boyunca TV’nin karşısında bekler? Yapacak bir şeyi olmayan… Şimdi bir düşün, kul olarak ne yapman gerektiğini? İyi düşünürsen şayet yapman gereken ilk şeyin “yapacak bir şeyim yok” düşüncesini terk etmen olacaktır. Zira kul olan bizlerin mesaisi kabir kapısına kadardır. O vakte kadar yapacağımız her şey rızayı ilahiye uygun olmalıdır.</p>
<p>…</p>
<p>TV’nin bizleri Rahman olan Allah’a ulaştırma konusunda herhangi bir yardımı yoksa onun bizler için tek yararlı yönü kapalı kalmasıdır.</p>
<p>…</p>
<p>TV’ler, (genellikle)Rahman olan Allah’tan uzaklaşıp nefsini ilah edinerek gazaba uğramış olan bir milletin, kendilerinden olmayanları düşünce yönünden sapıtıp çirkin emellerinin köleleri haline getirmekten başka bir işe yaramayan silahlarına verilen addır… Ne hazindir ki bundan hepimizin evinde en az bir adet vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://karakutu.turkceblog.com/sozler/tv-ve-arkasindakiler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
